
Kırgızistan’da Doğa Yürüyüşü – Ala-Göl Milli Parkı
Uzun bir maceraya atıldığınızda yolculuğun sadece tek bir amaca ya da araca odaklanması gerekmiyor. Aralarda rutini bozacak aktiviteler yapmak yolculuğun baharatı gibi oluyor. Yolun geride bıraktığım özellikle İran kısmı bir yerden sonra o kadar sıkıcı hale gelmişti ki… Türkiye ve Kazakistan’da yalnız seyahat etmenin getirdiği özgürlük ve dinginlik beni yeniden yola motive etmişti.
İşte bu motivasyonun üstüne bir de Kırgızistan’a ulaşmanın ve gördüğüm manzaraların getirdiği bir mutluluk da hissetmeye başladım. İnsan kendi kurduğu hayallere yalnız başına ulaşmalı sanırım. İnsanlara kuyruk olmamalı ya da başkalarının kendisine pranga olmasına müsade etmemeli.
Neyse, bu kadar felsefe yeter.
Almatı’da İtalyan Mauro ile buluştuğumda bana Karakol’un trekking rotalarını gösteren bir kaç kağıt harita vermişti. Ondan bir kaç gün sonra da Almatı’dan ayrılırken karşılaştığım Amerikalı turcular da Karakol’da mutlaka trekking yapmam konusunda tavsiye vermişlerdi. Bu kadar tavsiye sonucunda Karakol’da bir kaç gün trekking yapmamak için aksi bir neden bulamadım kendimde. Hem zaten daha öncesinde trekking grup liderliği de yapmıştım. Tek başıma yapamayacağım bir şey de değildi. Tek eksiğim düzgün bir sırt çantasıydı…
Ala-Kul Lake Yürüyüş Rotasını Belirleme
Snow Leopard Hostel’in sahibi Cemal ile kahvaltı salonunda karşılaştığımda 2-3 günlük yürüyüş için ideal büyüklükte bir çantayı nereden bulacağımı sordum. O da “Benim çantam var, sana kiralayayım” dedi. Günlük 200 Som (o zaman için yaklaşık 50 ₺) karşılığında bana 60 litre hacminde çantasını kiraladı. Bana bir tık pahalı geldi ama yapacak bir şey yok. Sonrasında kağıt haritalar üstünde rotayı çalıştık. Yaklaşık 45 – 60 km arası değişebilecek bir parkur ve 3 -4 gün opsiyonlu bir rota çıkardık.
Karakol’a yakın bir nokta olan Ala-Kul milli parkı girişinden başlayıp yukarıya doğru tırmanacağım. Ardından Ala Göl’e ulaşıp oradan da Alt Araşan’a döneceğim. Duruma göre oradan araç bulacağım ya da şehre yürüyeceğim. Son kısım daha net değil.

Trekking Rotasına Ulaşım
Cemal ile rotaya nasıl ulaşacağım konusunu konuştuğumda 101 Numaralı minibüsün milli parkın girişine kadar gittiğini söyledi. Bineceğim durak da Zafer Parkı’nın önündeymiş. Yanıma 3 günlük erzak, kışlık tulum, gibi malzemelerimi alıp yola koyuldum. Fakat minibüs Zafer Parkı’nın önünden geçmiyor; daha ilerisinden geçiyormuş. Bir ufak google’ladıktan sonra doğru durağı buldum. 15 Som ücret ödeyerek 15-20 dakikalık bir yolculuk sonunda Milli parkın girişine ulaştım.
Milli parkın girişinde elimi kolumu sallaya sallaya giderken güvenlik kulübesinden bir dayı çıkıp arkamdan seslendi. Meğersem milli parkın girişi ve çadır konaklaması için ücret kesiliyormuş. Eee normal tabi, burası turistik bir nokta. 150 Som giriş, 250 Som da çadır için para kesip makbuz verdi. “Bunu kaybetme, yukarıda kontrol ederler” diye de tembihledi.

Ortada büyükçe bir dere, yol ise onun solundan sağına geçerek ilerliyordu. Açıkçası sırtımdaki 15 kg kadar çeken çanta ile bu kadar tempolu yürüyebileceğimi pek düşünmüyordum. Fakat geride bıraktığım yaklaşık 5,5 aylık pedal antremanı ben bam büm yürütüyordu. Bir tarafan da içimde bir şüphe büyüyordu. Popüler bir yürüyüş rotasındayım ama kimseyle karşılaşmadım. Tek tük sovyetlerden kalma arazi aracı geçti. Başak da bir şey yok. ilk 11 km’nin sonunda bir yemek molası vermek için bir su yanında durdum. Çay için dereden su alıp kaynatmaya koyuldum. O sırada yanımdan geçen jiplerden çaprazıma geri geldi; içinden 3 İtalyan yürüyüşçü indi. Heh, sonunda yürüyen birilerini gördüm, içim rahatladı.
Yemek molasının ardından hem rotanın eğimi arttı hem de manzaraların güzelliği… Ağaçlar, nehirler, zirveler, atlar… Kırgızistan’dan bahsederken hep bu dörtlüden bahsedeceğim sanırım. Bisikletle giderken de manzaraların keyfini çıkartıyorsunuz ama yürüyerek o manzaranın kalbine doğru ilerlemek daha da bir keyifli oluyor. Ala Göl Trekking parkuru daha ilk gününden bana muhteşem bir deneyim yaşattı. Sanki Ressam Bob Ross’un tablolarının birinde, o kıvrılıp giden derenin yanında yürüyordum. “Belki de burada yüce bir ağaç ve arkadaşları vardır” diye bahsettiği açlar işte bu vadinin içinde sanki.

Ala-Göl Alt Kamp Noktası
17’nci km’den sonra yol daha da dikleşmeye başladı. Evet, ağır çanta ile hem de yürüyüş batonu kullanmadan bu kadar mesafe gideceğime pek ihtimal vermemiştim. 15’lerde yürüyüşü bitirip çadır kurarım diye düşünüyordum. Fakat kendimi iyi hissediyordum ve tam gaz yukarı doğru tırmanmaya devam ettim.
19’uncu km’de artık bir çağlayanın yanından tırmandım ve düzlüğe ulaştım. Antika bir kamyon kasası market gibi bir şeye dönüştürülmüştü. yanından da asma bir köprü dereyi geçiyordu. Rota ise Ala Göl için o köprüyü gösteriyordu. Köprünün başına yöneldiğimde bir adam karşıladı, “Daha ileriye gitme, bu saatten sonra göle varamazsın” dedi önce. Sonra da girişte verilen makbuzu göstermemi istedi. Aşağıdaki adamın bahsettiği yukarısı burasıymış. 🙂 İleride kamp yeri olduğunu, orada kamp kurup rotaya yarın sabah devam etmemi söyledi. Tüm gün 19 km yürümenin verdiği yorgunlukla komutlara itaat ettim. Dar tahtaların üstünden geçerek tek tük çadırların olduğu noktaya doğru ilerledim.
Burası Ala-Göl yürüyüşü yapanların kullandığı alt kamp noktasıymış. Her yürüyüşçü bir gece burada konaklıyor gibi desem yeridir. Ben gittiğimde belki bir çadır vardı, sonra yolda tanıştığım 3 İtalyan, ardıma İspanyol bir Çift, Horse Trekking yapan biri rehber iki kişi… Derken derken kamp atanların sayısı çoğaldı. Biraz daha ilerideyse bir-iki düzine dağ bisikleti bulunan bir kamp noktası vardı. Burası bir hayli aktifti anlayacağınız.


Çadırımı yarın çıkacağım rotaya bakacak şekilde konumlandırdım ve boğaz telaşına düştüm. Etraftaki yürüyüşçüler de benzer şekildeydiler. Herkes sessizce yemeklerini yedi, gruplar kendi aralarında fısıltıyla konuştu. Sanki herkes biraz fazla ses yapsalar o koca vadinin huzurunu kaçıracağından endişeli gibiydi. Sessizliğin ve yeşilin içinde herkes kendi huzurunu dinliyordu.
Ala-Göl’e Keskin Tırmanış
Sabah çadırı kurut, bişeyler atıştır derken vakit 9.30 oldu. Yürüyüşe başlamak için biraz geç bir vakit. Bir gün öncesinde kat ettiğim 19 km’nin gazıyla bugün Ala Göl’e ulaşıp ardından Alt Naraşan’a varmak gibi bir düşünceyle yola koyuldum. Dünkü kontrol noktası olan asma köprüden geçip sık ormanların arasındaki patikatan yukarı doğru tırmanışa başladım. Aşağıdan gelirken toprak araç yolunu takip ettiğimden pek bir yönlendirmeye ihtiyaç yoktu. Tırmanış ilerledikçe rota üstende bariz babalar ve işaretlemeler olduğunu gördüm. Bu kısım dar ve sadece yürüyüş patikasından ibaret çünkü.


Yolda ilerledikçe kırmızı şapkalı bir yürüyüşçü Eric, kamp alanındaki İspanyol komşularım ve 5 kişilik bir Rus grup rotada sıralandık. Ara molarlarımızda birbirimizi geçip selamlaşarak rotada ilerledik. Karşı istikametten de farklı yaş ve sayılarda gruplar geliyordu. Rota iki taraflı da bir hayli trafikliydi. Tek başıma doğa yürüyüşü yapıyordum ama aslında büyük bir grubun parçası gibi hissediyordum. Anlayacağınız aksi bir durumda burada kimse çaresiz kalmaz, her türlü bir yardım bulurdu. Patika ilerledikçe daha da sertleşti, bir yerden sonra adeta duvar gibi bir tırmanışa başladık.


Tırmanışın sonunda patikayı karıştırdım. Rotayı gösterecek bir baba bulmaya çalışırken Eric bana işaret etti. İşaret ettiği yerde tüm güzelliğiyle Ala Göl kendini göstermeye başlamıştı. Eric, İspanyollar ve ben göl sonundaki çağlayanın başına bir araya geldik. Su için Eric göle yöneldi ama su bulanıktı. Ben de aldım ve çay yapmak için kaynatmaya başladım. İspanyollar ise daha ileride bir kamp yeri ve su kaynağı olduğunu söylediler. Benim niyetim Geçidi de geçip gölün öteki tarafına geçmekti. Çünkü saat daha 3 civarıydı ve günün bitmesine çok vardı. Sonrasında ise fikrimi değiştirdim. Bir daha ne zaman 3500 metre yüksekte bir gölün yanında kamp yapıp geceleyebileceğim. Hem yıldızlar da ne güzeldir burada.


Ala-Göl’de Kamp
İspanyolların peşine ben de kamp yerini bulmak için yola çıktım. Eric çok yorgun olduğunu ve orada konaklayacağını söyledi. Fikrini değiştireceğini düşünerek onu orada bıraktım. Ala-Göl o kadar çok rüzgarlıydı ki. Çadır kurmak bir hayli zor oldu. Hatta insanlar rüzgardan korunabilmek için taşlardan mini duvarcıklar yapmış, çadır yerleri gayri resmi olarak belirlenmişti. Kamp noktasına ulaşıp çadırı kurdum ve gölün manzarasına büyülenmiş şekilde oturup kaldım. Yola devam etmemekle iyi yapmıştım. Kamp kurduğumuz yerin aşağı kısmında ücretli bir kamp noktası vardı. İnsanlara çadır kiralıyorlardı. Bizse yukarıda, daha manzaralı ve ücretsiz kısma çadır kurduk. Akşama doğru yeni kampçılar da geldi. Eric ilk noktada kaldı anlaşılan.
Günü düne göre daha kısa, 8 km’lik bir yürüyüşle bitirdim. 8 km diye küçümsemeyin ama 1.187 metre yükseğe tırmanmışım. Kıyaslayacak olursak bir önceki gün, 19 km’lik mesafede 839 mete yükselmişim. Anlatmak istediğim, bugün bir hayli sert geçmiş ama haberim yokmuş.


3900 Metre yüksekte bir geçit: Ala-Göl Geçidi
3500 metre yükseklik, göl kenarı, buzlu zirvelerin gölgesi… Bu birleşim görürseniz bilin ki geceniz serin hatta soğuk geçecek. Sabah uyandığım çadırın üstüne düşen kırağı buz tutmuştu. Güneş doğarken, daha kimsecikler uyanmadan, çadırdan çıkıp manzarayı seyrettim. Tabii kışlık kuş tüyü montumla birlikte. Daha önce hiç bu kadar yüksekte, bu kadar güzel bir manzaraya karşı güneşi karşılamamıştım sanırım. Biraz zaman sonra öteki çadırlarda da hareketlenmeler başladı. Bağımsız yürüyüşçülerden oluşan grubumuz yeni güne hazırlanmaya başladı.

Fazla gecikmeden çadır toparlayıp hazırlıklarımı yaptım. 9 gibi rotanın en yüksek noktasına doğru yürüyüşe baladım. Peşime İspanyol çift kamp yerinden ayrıldı. Yamacı çapraz kesen şarşak patikadan yükseldikçe Ala-Göl ihtişamını daha da gözler önüne sermeye başladı. Yukarı çıkmayı istiyorum ama saatlerce oturup manzarayı da seyretmek istiyorum. Böyle bir dilemmayla yukarıya kadar tırmandım. Geçidin öteki tarafı göl tarafı kadar ihtişamlı durmuyordu. O yüzden ben de tekrar tekrar dönüp göle baktım. Göl, kaynağı olan buzul, daha arkadaki buzlu zirveler… İşte onu gördükçe diyorsunuz ki “iyi ki bisikleti bırakıp gelmişim.” Hatta daha da ileri gidiyorsunuz, iyi ki bisikletle buralara kadar gelmişim. Size çok anlatamam ama gösterebilirim. Gösterebilirim ama hissettiremem. Siz iyisi mi şansınız varsa gidin ve deneyimleyin.

Geçidin Ardı…
Geçitte 10-15 dakika kadar geçirdikten sonra Altyn-Araşan’a doğru rotamı çevirdim. Geçidin hemen altında sert bir iniş var. Bir sağdaki patikaya baktım, bir solda geçilecek yer var mı diye baktım. Elimdeki rota izine ve iz olan haritaya baktım. Açıkçası güvenle inilecek, eğimi yumuşak olan bir yer bulamadım. Sonra hemen önümdeki çarşaktan inen rotayı takip etmeye karar verdim ama o biraz zor oldu. Meğersem yürüyüşçülerin inmek kulladığı rota sağda kalanmış. Çarşak kısmın solundaki ince çizgi de çıkışta kullanılıyormuş. Çarşak… Burası ise sportif inişçiler içinmiş. Ben yanlış yapıyorum diye düşündüğüm sırada yerel bir genç geldi ve “bak böyle in” diye bam bam topuğunu basa basa kaygan zeminin içinden patır kütür inmeye başladı. Taş gibi yuvarlanmasam bari diye ben de onu takip ettim. Aşağı indiğimde ayakkabımın içine irili ufaklı çakıllar dolmuştu.


Çakıl temizleme operasyonu sonunda bol inişli rotama devam ettim. Dere yatağının yanından keyifli rota çorak araziden ormanın içne doğru ilerliyordu. Yol boyunca Altyn-Araşan’dan Ala-Göl’e giden yürüyüşçüler ve horse-trekking yapanlarla selamlaştım. Yolculuğun 3. gününde artık alışkın olmadığım sırt çantası leğen kemiğimin üstünde ufaktan tahrişe sebep olmaya başladı. Bir taraftan da inişte dizlere daha fazla yük bindiği için eklemlerimde de ufak ufak sızlanmalar hissetmeye başladım. Ciğerlerim ve kaslarım uzun mesafeler yürümeye yetecek kadar kondisyona sahipti ama dizlerim kamp yüküyle 3-4 gün yapmaya pek hazır değildi. Neticede bisikletle doğa yürüyüşü dizleri farklı şekilde kullanıyor.


Karakol’a Dönüş
Çok güzel manzaraların içinden Altyn-Araşan noktasına geldiğimde kendimi biraz yorgun hissediyordum. Bir tarafım yürüyüşü bitirmem gerektiğini söylemeye başlamıştı. Ekmeğim ve makarna stoğum bitmişti. Yiyecek bişeyler bulup, kamp atıp şehre yarın mı yürümeliydim… Yoksa bir araç bulup Karakol’a mı ulaşmalıydım… Zaten son 1 saattir kafamda bu ikilem dönüp duruyordu. önce ufak bir magazin aradım. Evet, burada marketlere magazin diyorlar. Belki bundan daha önce bahsetmemişimdir. Tabii bulamadım. Taksi-dolmuş yapan birilerine denk geldim. Karakol için 6.000 Som istediler. Bu yaklaşık 1500 TL’ye denk geliyordu. Tabii ki de yanaşmadım.


Bölgede biraz oyalanıp kamp yapacak yer ararken aynı şöföre bir kez daha denk geldim, yola koyulmuştu artık. 1000 Som dedi. 250 lira, olabilir diye düşünüp atladım. İçinde yukarda kamp yapan Koreli ve Fransız çocuk vardı. onlar kişi başı 4000 ödemişler. Ben 1000 ödeyince biraz bozuldular ama yapacak bir şey yok. Votka kokulu Kırgız şöförümüz böyle pazarlık yapmış. Bindiğim minibüs sovyet zamanı kalma bir UAZ minivandı. 4×4 versiyonu da olan minibüs buralarda çok popüler. Kazakistan’da da çok görmüştüm. Tabii çok da konforsuz. 🙂 Yol üstünde eş dost, selam veren kim varsa toplayarak aşağıya doğru indik. Tam dolmuş oldu anlayacağınız. Biz tabi sert yolda bir sola bir sağa savrulduk. Şehre yakın bir yerde binek bir araca aktardı bizi. O abimiz de tabii ki votka kokuyordu. Neyse ki sağ salim Karakol’a kadar gelebildim. Snow Leopart’a gittim. Cemal bana 4 kişilik bir oda açtı. 3 günlük yürüyüşten sonra sıcak duş ve yumuşak döşek iyi geldi.
20 Ağustos 2022
Karakol
Yürüyüş yaptığım rotanın GPS kayıtlarına gün gün aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz.
- Gün Rotası: Milli Park Girişi – Ana Kamp
- Gün Rotası: Ana Kamp – Ala Göl
- Gün Rotası: Ala Göl – Altyn-Araşan
Yazıyı okudunu, şimdi de manzaraları görmek isterseni, Youtube’tan yürüyüşün videosunu da izleyebilirsiniz.
Yeni yazılarda görüşmek üzere.
